Bu Türkiye çok muhteşem bir yer.
İnsanları çok saf ve temiz yürekli.
Okuduğunu ya da duyduğunu sorgulamak yerine inanmayı daha kolay gördüğünden olsa gerek, her şeye kanıyor.
Ondan olsa gerek, ne Mezarcımız bitiyor ne Hızarımız.
Birisi çıkıyor, "Müslümanlara gönderilmiş mehdiyim" diyor.
Birisi çıkıyor, "400 bin gurbetçinin başkanıyım" diyor.
Ne Müslümanlar "Mehdiyim" diyene karşı çıkıyor, ne de gurbetçiler "Başkanlarıyım" diyene.
"Hadi oradan, sen kimsin?" diyen yok.
Ben bu durumdan yola çıkarak, arkadaşları görevlendirdim. "Çıkın sokağa ve gelişi güzel gurbetçilere sorun" dedim.
"AKİB'i biliyor musunuz, Ali Hızar'ı tanıyor musunuz?" diye sordular.
Bir kişi çıkmadı, AKİB'i bilen.
Yapılan röportajlarda Ali Hızar'ı tanıdığını söyleyen bir kişiye bile rastlanmadı!
Peki, temsil ettiğini söylediği gurbetçilerin bile tanımadığı Ali Hızar'ı biz nereden tanıyoruz?
Kayserispor'dan...
O dönemin başkanı Ali Çamlı'nın Kayseri halkına hediyesi.
Gurbetteki tüm Kayserililerle Kayserispor kimliğiyle dolaştı. Hepsiyle tanıştı.
Hatta Alman hükümetinin yerel yöneticilerinin kapılarından, Kayserispor yöneticisi kimliğiyle girdi.
Böyle böyle çevre yaptı.
En büyük başarısı; 10 Euro bedelli Kayserispor formasını 50-100 Euro'luk bağışla vermesi.
Son icraatı ise düğün salonunda Kayserispor Gecesi yapmak oldu.
25 Euro'ya bilet satıp bunun 17 Euro'suyla salon, çerez ve kuru pastanın parasını ödediği iddialarıyla gündeme geldi.
Kayseri Gecesi'nde horon teptiren dönemin yurt dışı sorumlusu olarak görüldü.
Sonrası zaten Kayseri'nin ticari aklı.
"Hemşeri hemşeriyi gurbette kucaklar" hesabı; orada biraz birikimi olup köye ev yaptırmak istemeyen Kayserililerle, Kayserispor ismini öne çıkartarak tanışmanın avantajını kullandı.
2025'te "Gelin birlik olalım. Paramıza para katalım" mantığıyla;
Euro'nun Türkiye'deki muhteşem değerini arsaya, ticarete çevirme fikrini ortaya attı.
Yıllardır ev alıp kiraya vermekten başka bir risk almaktan çekinen bazı gurbetçilerin gözlerinde Euro işaretleri oluşmasına neden oldu.
Gurbetçileri temsil ettiğini söyleyerek Memduh Büyükkılıç'ı ziyaret etti, fotoğraf çektirdi.
O fotoğrafla gurbetçilere dönüp, "Memduh Büyükkılıç akrabam olur" dedi.
Ticari bir zekâyla harika yol tutturdu ve AKİB'i, yani Avrupa Kayserili İşverenler Birliği'ni kurdu.
Fikri o sunduğu için, "Başkan benim" dedi.
Kimse de itiraz etmedi!
AKİB diyerek gittiği siyasilerden bedava yer isterken, tesadüfen Kayseri Saat Kulesi'nin altındaki küçük alanı fark etti.
O vakitler boş duruyordu Saat Kulesi.
Allem etti, kallem etti; oranın kullanım hakkını AKİB'e aldı.
Ben başta olmak üzere bu duruma tepki gösterenlere de, "Oranın bakımını yaptırmak için adam koyduk. O adama para ödüyoruz" diyerek ben ve benim gibi düşünenleri ikna etmeye çalıştı.
Saat Kulesi'nin AKİB'e verilmesine tepki gösterenlere, "400 bin gurbetçiye saat kulesinin kullanımını çok mu görüyorsunuz?" dedi.
Ve gelinen noktada; ailesinden, oturduğu çevreden, daha doğrusu tanıdıklarından başka çok az kişinin tanıdığı ama kendisini 400 bin gurbetçinin temsilcisi olarak tanımlayan Ali Hızar, bugün Kayseri kamuoyunda rahatsızlık yaratır bir noktaya ulaştı.
Milletvekilliği için siyasi hedefleri olduğu söylenen Ali Hızar'ın AKİB'ini, kullandığı Saat Kulesi'nden çıkarmak şart.
Kayserili olarak Almanya'daki işadamı gurbetçilere bir yer verilecekse, başka bir yer verilmeli.
Ki bence Kayseri Mahallesi bunun için en uygun yer.
Herkese verilmeyen bu mahalleden yer verilmesi bile zaten bir ayrıcalıktır.
Hem Ali Hızar tarafından temsil edilen ama temsil edildiğinden haberi bile olmayan gurbetçiler Kayseri Mahallesi'ni tanır.
Hem de o bölge daha da canlanır.
Ama lütfen bu kez, maaşlı bir personel yerleştiriyor diye ücretsiz vermek yerine, belli bir kira bedeliyle verilsin.
Neticede Ali Hızar2ın başkanlığını yaptığı koskoca Avrupa Kayserili İşverenler Birliği...