Ali Hızar, Önce Tüzüğünüze Bak!

...

Ali Hızar'ı bilen bilir.
Bilmeyenler bir önceki yazımı okuyarak, bu yazıya devam edebilir.
Ama ben yine de aklımın erdiğince, dilimin döndüğünce özet geçeyim.
Hani; saat kulesinin kullanım hakkını aldığı için bir çok medya organı tarafından ve bazı gazeteciler tarafından eleştirilince "400 bin Kayserili'yi temsil ediyorum" diyen zat-ı muhterem.

Bu iddia ilk bakışta duyanlara etkileyici gelebilir.
Ancak iş sloganlardan çıkıp belgelere, yani derneğin kendi tüzüğüne geldiğinde ortaya bambaşka bir tablo çıkıyor.
Çünkü Avrupa Kayserili İş Verenler Birliği'nin (AKİB) tüzüğü, "400 bin Kayserili" söylemiyle uzaktan yakından alakalı değil.

Tüzüğe göre;
AKİB'e üye olabilmek için gurbetçilerimiz Kayseri kökenli olacak ya da Kayseri ile ailesel, kültürel veya ticari bağı bulunacak.
Avrupa'da faaliyet gösteren bir iş insanı olacak.
Yani fabrikada çalışan bir gurbetçi, AKİB'e üye olamaz.
Olanlarda üstelik 1.000 Euro giriş bedeli ödeyecek, her ay aidat yatıracak, üç ay ödemezse de üyeliği sona erecek.

Şimdi soralım...
Bu şartları taşıyan kaç kişi vardır?

Bu yapı gerçekten 400 bin Kayseriliyi mi temsil ediyor, yoksa sadece belirli şartları yerine getirip aidat ödeyen üyelerini mi?
Yönetim, ana kurul, üyeler, denetim, cart-curt toplam 29 kişi..
Bu 29 kişinin şirketlerinin de içinde bulunduğu 20 sponsor var.
Hadi de 40 kişi..

Daha dikkat çekici olan ise derneğin "Kayserililik" iddiası...
Tüzükte Kayseri ismi geçiyor, üyelik şartlarında Kayseri bağlantısı aranıyor. Ancak bunun dışında derneğin hukuki yapısına bakıldığında kuruluşunun Almanya'da Zogelmann Sokak adresinde bulunduğu ve Amtsgericht yerel mahkemesine bağlı olarak faaliyet gösteriyor.

Elbette bunun hukuken yanlış bir tarafı yok. Ancak bu durum şu soruyu da beraberinde getiriyor:

Kayseri vurgusu dışında, bu yapının Kayseri'deki kurumlarla, yerel yönetimlerle veya resmi yapılarla kurumsal olarak nasıl bir bağı bulunuyor?

Bir başka soru ise mali yapı...

Tüzüğe göre her üyeden 1.000 Euro katılım bedeli alınıyor. Bunun yanında aylık aidatlar da tahsil ediliyor.

Peki bu gelirler hangi faaliyetlerde kullanılıyor?
Kayseri için ne yapıldı?
400 bin Kayserili gurbetçi (!) için ne yapıldı?
Ali Hızar'ın Kayseri'ye geliş-gidiş ücretlerini AKİB mi karşılıyor?
Ali Hızar'ın konaklama ücretlerini AKİB mi ödüyor?
Yıllık bütçe üyelere ve 400 bin Kayseriliye açıklanıyor mu?
Gelir-gider tabloları üyeler ve o temsil ettiklerini söyledikleri 400 bin Kayseriliye şeffaf şekilde incelenebilme imkanı sağlıyor mu?

Neticede temsil iddiası büyüdükçe, hesap verme sorumluluğu da aynı oranda büyür.

Bir başka dikkat çeken nokta ise yönetim anlayışı...

Yönetim kurulu üyeleri iki yıllığına seçiliyor.
Ancak başkan için ayrı bir sistem kurulmuş.

Altı yıllık görev süresi...
İstenirse iki yıl daha uzatma...
Yani aynı isimin sekiz yıl boyunca koltukta kalmasının önü açılmış.

Sivil toplum kuruluşlarının gücü uzun süre aynı koltukta oturan isimlerden değil, sürekli yenilenen yönetim anlayışından gelir.

Bugün tartışılması gereken konu bir kişinin adı değil, ortaya konulan temsil iddiasının dayanağıdır.

Eğer gerçekten 400 bin Kayserili temsil ediliyorsa bunun somut karşılığı nedir?
Kaç üye var?
Kaç kişi oy kullanıyor?
Kaç kişi bu yapıya aidat ödüyor?

Ve en önemlisi...
Toplanan üyelik giriş ücretleri ile aylık aidatlar hangi faaliyetler için harcanıyor?

Sivil toplumun en büyük sermayesi güven ve şeffaflıktır.
Bu nedenle kamuoyunun cevap beklediği sorular kişisel değil, kurumsaldır.

Çünkü temsil; fonlanan bazı isimlerin satırlarında geçen, kamuoyunda algı yaratmayı amaçlayan iddialı cümlelerle değil, şeffaflıkla, hesap verebilirlikle ve gerçek üye iradesiyle ölçülür.

WhatsApp'tan yayınlayıp sildiğin paylaşımlarla değil.